ordu-logo
Son Dakika
17 Ekim 2017 Salı
mobilya

22 Eylül 2017 Cuma, 09:40
CEVAT YILDIRIM
CEVAT YILDIRIM cevatyldrm@hotmail.com Tüm Yazılar

EĞİTİMİMİZİN DÜNÜ VE BUGÜNÜ

Eğitim bütün milletlerin önemle ele alması gerek en temel ihtiyaçların başında gelir. Çünkü toplumlarda kalkınmanın anahtarı eğitimdir. Sosyal problemlerin çözümünün simgesi de eğitimdir. Bizleri eğitim alanında araştırmaya sevk eden tek neden, 1955 yılında Alman Cumhurbaşkanı’nın başlattığı eğitim seferberliğidir. Bu eğitimin etkileri zamanla Avrupa, Türkiye, Ordu ve Oğmaca köyünde de görülmeye başlar. İşte siz okuyucularıma bu gelişmeleri değerlendirmek ve sonuçlarını da sizlerle paylaşmak istiyorum.

Öğretmen okulundan 1954-1955 öğretim yılında mezun oldum. İlk görev yerim, Samsun Alaçam Köplüağzı köyü oldu. Şu anda anılan köy, sahilde Yalıkent ilçesine bağlı bir mahalle durumundadır. Göreve başlarken bir gazete ve iki dergiye abone oldum. Gazete haftada bir elimize geçerdi. Çünkü vapur haftada tek gün Samsun’a uğrardı. Anılan vapur 1909 tarihinde Osmanlı Devleti tarafından İngiltere’den sayın alınan TARI vapuru idi. Bu vapurun üç görevi vardı: Yük, yolcu ve posta işlerini yerine getirmekti. İstanbul-Hopa arası geliş ve gidişini bir haftada tamamlardı.

Dergimiz ayda bir gelirdi. “Köy ve Eğitim Dergisi” ile “Öğretmen Dergisi” ne abone olmuştum. Öğretmen Dergisi’nin 1955 yılı Kasım ayı sayısında şöyle bir başlık vardı: ALARM. İşte beni araştırmaya sevk eden bu başlık oldu. Anılan tarihte Almanya Cumhurbaşkanı Ayzen Hover idi ve milletine şöyle bir mesaj yayınlamıştı: “Ey Alman milleti! Şu anda milletimin birinci derecede zeki gençleri üniversite tercihlerinde tıp, elektronik ve mühendislik gibi bölümleri seçiyor. İkinci ve üçüncü derecedeki zeki çocuklarımız da öğretmenliği tercih etmektedir. İşte bu durum Alman milleti için tehlike çanlarının çalmaya başladığını gösteriyor. Alman milleti olarak, en zeki gençlerimizi öğretmen yapmalıyız. Onların yetiştirdiği gençler bilim ve teknolojiye diğer milletlerden daha önce ulaşacaklardır. Hatta öğretmenlerimize en yüksek maaş ile işe başlatmalıyız. İşte o zaman Almanya’da yeni, bir güneş doğacak, hür düşüncenin, bilim ve teknolojinin de yolu açılacaktır.”

1955 yılında Almanya’nın eğitim politikası, tartışmaları ve görüşleri böyleydi. Ya Türkiye’de eğitim durumu nasıl işliyordu? Anılan 1954-1955 yılı, öğretmenlik mesleğine başlayışımın ilk yılıydı. Okulumuz iki öğretmenli ve 120 öğrenci ile eğitim ve öğretimi sürdürüyordu. Belirli bir süre sonra, diğer öğretmen arkadaşım hastalandı ve üç ay rapor aldı. Okulun eğitimi tamamıyla benim omuzlarıma yüklendi. Bir ders saati içinde her öğrenciye ancak 20 saniye zaman ayırabiliyordum. Bu durumu maarif memuruna ilettim. Bir vekil öğretmen bul ve göreve başlat, emrini aldım. Bir süre sonra komşu köyden ancak ilkokul mezunu bir vekil öğretmeni bulabildim. Daha sonraki yıllarda ise vekil öğretmenleri ortaokulu terk eden öğrenciler ile tamamlamaya çalışılıyordu. Hülasa 1955 yılından başlayıp, emekli olduğum 1985 tarihine kadar öğretmen ihtiyacı vekil öğretmen. muvakkat öğretmen, hızlı öğretmen, asker öğretmen, asil öğretmenler ile Türkiye’de eğitim ve öğretim sürdürüldü.

Günümüzde ise, asil öğretmen, sözleşmeli öğretmen son günlerde basında yer alan taşeron öğretmenler ile çocuklarımız geleceğe hazırlanıyor. Bilim ve teknoloji çağını yakalamamız için Almanya’nın 63 yıl önce başlattığı eğitim ile ülkemizin eğitim bugünkü eğitim durumunu karşılaştırarak değerlendirmesini okuyucularımın takdirine bırakıyorum.
Almanya’nın eğitim hamlesinin 2016 yılında, Ordu ve Oğmaca köyündeki etkilerini değerlendirerek bilgilerinize sunmayı insani bir görev sayıyorum. Kızım ve damadım 2014-2015 yıllarında Van-Erçiş’te görevliydi. Kızım, terör nedeniyle nokta bir tayin ile Ordu’ya atandı. Damadım ise görevi gereği aynı yerde kaldı. Torunum anaokulunda öğrenimine başladı. Ancak torunum koka kola ve asitli içecekleri çok seviyor. Günlerden bir gün öğretmen çocuklara şöyle sesleniyor: “Çocuklar, meyve sularını çok seviyorum. Siz de seviyor musunuz?” Çocukların cevabı: “Evet öğretmenim!”, “Peki kanser hastası olmak istiyor musunuz?”, “Hayır öğretmenim”. “Bende kanser hastası olmak istemiyorum. Koka kola ve asitli meyse sularını içmeyeceğim, kendi kendime söz verdim. Sizlerden de söz veriyor musunuz?”, “Evet öğretmenim, söz veriyoruz”.

Torunum eve dönünce kardeşinin kola içtiğini görür. Kardeşi kendisine de ikram edince, “hayır ben içmeyeceğim, öğretmenime söz verdim” der. Abisi ısrar ettiği halde küçük torunum kolayı içmedi. Çocuğun, annesi, babası, dedesi “kızım kola zararlıdır, içme” dediği halde o çocuk alışkanlığını sürdürmüştü. Ama öğretmeni sözü onu üzerinde daha da etkili olmuş ve bu alışkanlığını kolayca terk etmiştir. Anladım ki 63 yıl önce Alman Cumhurbaşkanı çok haklıymış. Görünen köy kılavuz istemez. En zeki gençlerin öğretmenliği seçmesi sayesinde Almanya, Avrupa Birliği ülkelerinin liderliğine yükselmiştir.

Alman eğitim anlayışının Ordu Oğmaca köyüme etkileri: 2010 yılında sülalemizden 15 kişilik bir gurup ile Bektaş yaylasına gitmeye karar verdik. Bir aşçı tuttuk ve yiyeceklerimiz ve malzemelerimiz ile yola koyulduk. Saat 09.002da Bektaş yaylasına ulaştık. Bir saat kadar yaylada dolaştık. Saat 10.00’dan 15.00’e kadar yemeklerimizi yiyip sohbet ettik. Saat 17.00’den sonra ise Ordu’ya dönük üzere yola koyulduk. Arabamızda bulunan bir kızımız aniden “seni istemiyorum, seni istemiyorum” diye bağırmaya başladı. Nedenini sorduğumda ise “hocam, dayım çöpünü arabanın penceresinden ormana attı. Bu durum doğaya saygısızlıktır” dedi. Dayısı özür diledi. Kızımın da biraz sakinleşti ve işi tatlıya bağladık. İşte bu kızımız Almanya’da doğup büyüdü. İlk, orta ve lise tahsilini Almanya’da tamamladı ve Hacettepe Üniversitesi’nde öğrenimini sürdürüyor. Bu kız bizim kızımız, Türkiye2de doğanlar da bizim çocuklarımız. Türkiye’de yetişenler çekirdek kabuklarını yere atıyor da bu kızımız niye atmıyor? Çare: eğitim, eğitim…

Ordu’da sahilde geziyorum. Gençler çekirdekleri yerlere ve kanepenin üstüne atıyorlar. Yanlarına yaklaşıyorum. “Gençler, çekirdek kabuklarınızı ilerdeki çöp kutusuna atsanıza” diyorum. Cevap: “Sana mı soracaktık.” Evinden çıkan bir kadın, çöp poşetini dereye atıyor. Yine çöpünü dereye attığını sorduğumda ise “Sen belediye memuru musun?” cevabı ile karşılaşırım. Maalesef ülkemizde çocuklar da büyükleri de aynı suçu rahatlıkla işleyebiliyorlar.

Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri bunu nasıl halletmiş. 63 yıl önce okul, aile, çevre, görsel ve işitsel basın, belediyeler, hükümetler el ele vererek çevre eğitimini de davranış haline getirmişler. Şu an da Almanya’da halk devleti denetliyor.

Çinli filozof Konfüçyüs şöyle der: “Bir yıl düşünüyorsan tohum ek, 110 yıl düşünüyorsan ağaç dik, 100 yıl düşünüyorsan topluma eğit.” Eğitim zor ve sabır isteyen bir süreçtir. Eğitim perspektifimizi Almanya ve İskandinav ülkelerinin kazanımlarına çevirirsek, hür düşünceyi, hukukun üstünlüğünü ve adil olmayı seçersek, ülkemiz ufkunun da aydınlık yarınlara açılacağına inanıyorum.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

instagram takipçi satın al antalya haber instagram takipçi hilesi iptv server