ordu-logo
Son Dakika
12 Aralık 2017 Salı
mobilya

16 Eylül 2017 Cumartesi, 09:15
MEHMET ŞENOCAK
MEHMET ŞENOCAK mehmetsenocak@hotmail.com Tüm Yazılar

HALLSTATT


Avusturya
Dünya’nın en güzel köyüne yolculuk…

Unesco tarafından kültür mirası olarak koruma altına alınmış bu şirin yukarı Avusturya köyüne ilk gidişim olmadığı gibi son gidişim olmadığını da biliyorum. Tertemiz havası ve suyu, yemyeşil doğasıyla özgün mimarisini bozmamış, sanki bir ressamın tüm ayrıntılarını planlayarak çizmiş olduğu tablosu gibi insanları kendini seyretmeye mahkum eden bir yer burası.
Hallstatt’ta her zevke uygun yapılacak faaliyetler ve görülecek yerler var ama benim önceliğim tırmanmak ve bu yüzden yola çıkmadan önce internet üzerinden tırmanış rotalarını inceliyorum ve birkaç tane sabit hat rotası olan kayalık bulunması yola çıkarken daha az malzeme götürmeme olanak sağlıyor.
Buraya en son geldiğimde mevsim kıştı ve köy etrafında 1m civarı kar vardı. O zamanda peri masalı gibi bir yerdi şu an da büyüleyici bir güzelliğe sahip. Aslında yola çıkarken Ağustos ayında olduğumuz için biraz sararma olur diye düşünmüştük ama daha Almanya’dan itibaren bahar yeşili gibi bir yeşil ile karşılaştık.
Kalacağımız eve eşyalarımızı yerleştirdikten hemen sonra evin sahibi Peter ile biraz sohbet ettim ve tırmanış rotaları ile ilgili bilgi aldım. Hava çok yağmurlu olduğu için Peter hemen birkaç km yakınımızda bulunan Dachstein bölgesini tavsiye etmedi. Bence de mantıklı. Hanımlar Göl kenarı gezmeye gittiler ben de hemen sırt çantamı ve malzemelerimi alıp hemen köyün üzerindeki kayalık rotasının başına gittim. Ben kayalıkların başına geldiğimde benimle birlikte çek cumhuriyetinden 2 genç çiftte gelmişti. Siz gençsiniz önce gidin ben ardınızdan geleceğim dedim. İtiraf etmek gerekirse onların ellerinde ki malzemeleri görünce benim kullandıklarımı görmelerini istemedim.
Maalesef rotanın yarısına henüz ulaşmıştım ki yoğun gök gürültüsü ve sağanak yağmurdan dolayı geri dönmek zorunda kaldım. Ben de hanımlarda eve ulaştığımızda sırıl sıklam olmuştuk.

 

Hava önümüzdeki birkaç gün boyunca düzelme belirtisi göstermeyince bende bayanların planlarına dahil olmak zorunda kaldım.
Hallstatt göl kenarında kurulmuş yüzyıllardır hiçbir bozulmaya uğramadan kendi kurumuş bir köy. Küçük birkaç sokağı ve çok sevimli bir meydanı bulunmakta. Bütün Avrupa köylerinde olduğu gibi buradaki evlerde çok güzel ve pencereleri dahil her yerlerinden rengarenk çiçekler fışkırıyor. Göl kenarında kuğular ve ördekler bulunmakta ve sizi görünce hemen yanınıza yaklaşıyorlar. Orada bize anlattıklarına göre köyün tarihi 7000 yıl öncesine kadar dayanıyor. Bunun sebebi buranın dünyanın en eski tuz madenlerine sahip olması. Tuz madenlerine çok önem veriyorlar ve her tarafta tuz madenlerine giden yolu gösteren tabelalar var. İnternette de herkesin bu madenleri görmeyi tavsiye ettiğini okumuştum. Bizde bu kadar tavsiye eden varsa bizde görelim dedik ve yola çıktık. Yani köyün hemen içerisinde bulunan fenikülere binerek tepe çıktık. Eğer bir gün buraya yolunuz düşerse fenikülerin çıktığı ürkütücü rampaya bakıp yanılmayın. Siz daha ne olduğunu anlamadan yaklaşık 1 dakikada tepeye ulaşıyorsunuz. Tepe ulaştığımızda ki manzara muhteşem. Ne ben burada anlatabilirim ne de fotoğraflar bu güzelliği yansıtabilir. Burada tüm gölü ve köyleri kuşbakışı gösteren bir seyir terası var. Her yer yemyeşil ve doğal. Doğaya nerdeyse hiç müdahale etmeden yapmışlar herşeyi.

Tuz madeni için birkaç dakika yürümemiz gerekiyor. Girişte giymemiz için giysiler veriyorlar ve rehberimiz eşliğinde yürüyerek madenin içine doğru yol alıyoruz. Madende galeriler arasında ahşap kaydıraklardan çığlık atarak iniyorsunuz ve yolda sizin fotoğraflarınız çeken bir sistem var. Çok zevkliydi. İndiğimiz galeride ekranda kendi fotoğraflarımızı görebiliyoruz. Fotoğrafın üzerinde kaç km hız yaptığımız da yazılı. Yerin 300m altındayız ama hiç sıkılmıyoruz. Rehberler çok sevimli, devamlı aksiyon var. Bazı salonlarda dev ekranlarda bölgeyi anlatan kısa filmler seyrediyoruz. Bir galeriye geldiğimizde zifiri karanlıktı ama önümde bir göl olduğunu hissettim. Birkaç saniye sonra gölün üzerindeki kayalıklarda ışık gösterisi başladı ve göle yansımalarıyla bize boyut kavramını unutturdu. En son galeriye geldiğimizde anfi gibi bir yerde oturduk karşımızda oldukça büyük bir sinema perdesi vardı. Burada kısa bir film izledikten sonra perdeyi kaldırdılar. Karşımızda dev gibi bir cam ve arkasında 3000 yıl önce yapılmış bir ahşap maden yolu vardı. Karşımızdaki camın arkasında tam 3000 yıl öncesi vardı ve büyük bir gururla bunu bize sunuyorlardı. Ama ben maalesef utandım. Hatta yerin dibine girdim desem doğru olur. Hiç suçum olmamasına rağmen sanki salondakilerden biri ayağa kalkıp herkese beni gösterecek. “Bu Ordulu. Bunlar tarihi eserlerin altında dinamit patlatıyorlar!” diyecek gibi hissettim. Ürkütü bir duygu. Allahtan nereli olduğumu kimse bilmiyor. Yolunuz buraya düşerse bende kesinlikle tuz madenlerini tavsiye ediyorum. Eğer buraya çıkmaz iseniz nerdeyse Hallstatt’a hiç gelmemişsiniz sayılır.

 

Halsttat’ta tekne turna katılabilirsiniz. Göl etrafında diğer köyler ve Halstatt manzarası çok güzel. Havalar düzelmediği için biz etraftaki diğer köyleri ve kasabaları ziyaret ettik. Hepsi birer peri masalı. Hepsini teker teker görmenizi tavsiye ederim. Grundlsee gölünün kenarından geçerken şimşekler ve yağmur durdu ve aniden güneş çıktı. Göl o kadar güzel ve berraktı ki Eşime “Esra ben dayanamıyorum suya gireceğim” dedim. O da “Gir bari“dedi. Su gerçekten muhteşemdi. Buz gibi soğuk ve tertemizdi. Hem yüzdüm hem de içtim.
Yakınlardaki Bad Ischl kasabasıda görülmesi gereken yerlerden ama bu kasabaya yaklaşık 10dk uzaklıktaki Wolfgang gölü ise estetikte son nokta olmuş. Burası Salzburg’a yarım saat uzaklıkta bir yer ve sanırım oranın zenginleri dinlenmek için buraya geliyor. Tabiat hiç bozulmamış. Her yer tertemiz. Yollar çok düzgün ve tek araba geçecek kadar dar. Çünkü insanlar burada bisiklet tercih ediyor. Wolfgang’ı görmemek büyük bir kayıp olur.

 

Halstatt ve etrafındaki masal diyarları birkaç gün boyunca gezdikten sonra artık geri dönmemiz gerekiyor. Son gün yağmur çok az ve ben en azından buradaki kayayı tırmanmayı artık kafama koydum ve sabah erkenden tırmanmaya başladım. Sabit hat rotası oldukça zevkli fakat bazı yerler ürkütücü çünkü altımızda ki yerleşim yerine neredeyse kuş bakış bakıyoruz. Kayada yükseldikçe heyecanım geçti ve benim için daha eğlenceli olmaya başladı. Ara ara kaya’ya kendimi sabitleyip fotoğraf çekindim. Yanımda tırmananlarla sohbet ettim. Genelde yaşa bakmaksızın aileler yapıyor bu tırmanışı. Bir bayan eşiyle her hafta tırmandıklarını söyledi. Zaten 5dk’da bir yanımdan birileri geçiyordu. Yukarıya ulaştığımda defteri imzaladım ve patikadan manzarayı seyrederek aşağı indim. Aşağı indiğimde valizler hazırdı ve geç kalmadan hemen yola çıktık.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir